ÖNSÖZ
Uçmak
binlerce yıldır insanlığın ideali haline gelmiş, çok
sayıda bilim adamının ve araştırmacının emek, zaman
ve para harcadığı bir alan olmuştur. Çok ilkel bazı
denemeler dışında, uçabilen araçlar ancak 20. yüzyılda
yapılabilmiştir. İnsanlığın yüzlerce yıllık teknoloji
birikimiyle yapmaya çalıştıkları bu işi, dünya üzerinde
150 milyon yıldır var oldukları bilinen kuşlar kusursuzca
gerçekleştirmektedirler. Yeni doğan bir kuş yavrusu
bile, insanların ancak yüksek teknoloji ile başarabildiği
bu özel yeteneği, çok kısa bir süre içinde kazanmaktadır.
Peki bu hayranlık verici canlılar nasıl ortaya çıkmıştır?
Kuşları inceleyen herkes, diğer canlılar gibi onların
da çok iyi tasarlanmış vücut yapılarına sahip olduklarını
fark eder. Bu durumun bizi ulaştıracağı sonuç ise, kuşların
kusursuz bir yaratılışın ürünü oldukları, yani yaratıldıklarıdır.
Ancak evrim teorisi, bu gerçeği kabullenmek istemez.
Evrim teorisine göre tüm canlılar tek
bir ortak atadan türeyerek çeşitlenmişlerdir. Bu senaryoya
göre, sayılarının 100 milyona1 vardığı düşünülen canlı türleri birbirlerinden türemek
zorundadır. Evrimciler canlılığın kökeni ve çeşitliliği
konusunda açıklama olarak iki temel mekanizma öne sürerler:
Doğal seleksiyon ve mutasyonlar. (Detaylı bilgi için
bkz. Harun Yahya, Evrim
Aldatmacası, Hayatın
Gerçek Kökeni, Araştırma Yayıncılık) Oysa her iki
mekanizmanın da yeni bir canlı oluşturma özelliği yoktur;
çünkü bunlar herhangi bir amaca yönelik olmayan zararlı
ve rastlantısal etkilerdir. Elbette amaçsızca ve bilinçsizce
gelişen tesadüflerin planlı, düzenli ve belli bir amaca
yönelik olarak tasarlanmış canlılar meydana getirmeleri
mümkün değildir. Kör tesadüfler, canlılara kompleks
organlar ve sistemler kazandıramazlar.

Akıl ve mantık sahibi olan hiç kimse bir uçaktaki
tasarıma bakıp, bunun kendiliğinden oluştuğunu
düşünmez. Parçaların tesadüf eseri biraraya gelip
uçabilen bir araç oluşturduğunu iddia etmez. Aksine
uçaktaki tasarıma bakanlar, her aşamasında çok
ince bir plan olduğunu, pek çok bilim adamının
bilgi ve tecrübelerini kullandıklarını, emek ve
zaman harcadıklarını düşünür. Kuşlar ise uçaklardan
çok daha üstün özelliklerle donanmışlardır. Uçma
yeteneğine sahip olarak yaratılan kuşlara bakıp,
onların tesadüf eseri var olduklarını söylemek
en başta akıl ve mantıkla çelişir. Bu iddia ile
ortaya çıkan kişilerin durumunu, Allah " Vicdanları
kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla
bunları inkar ettiler..." (Neml
Suresi, 14) ayeti ile bildirmektedir. |
Sağduyu sahibi bir kimse, canlılığı inceledikçe, evrim
teorisinin, canlılığın kökenini rastlantılara dayandıran
bu iddiasının saçmalığını fark edecektir. Tasarım görüp
buna amaçsız demek, düzen görüp rastlantı demek, göz
göre göre gerçekleri inkar etmekten başka bir şey değildir.
Bu inkarın temelinde ise, evrimcilerin materyalist felsefeye
olan bağlılıkları ve yaratılış gerçeğine olan bağnaz
tepkileri yatar. Evrimciler bir Yaratıcı'nın varlığını
kabul etmektense, kör tesadüflerin sözde yaratma gücü
olduğuna ve bilinçsizliği, amaçsızlığı ifade eden bu
kavramın herşeyi yapabileceğine inanmayı tercih ederler.
Ancak buradaki çarpık inancı görmek çok kolaydır: Bir
maket uçağın parçalarını rastgele yere koysanız, bu
parçalar rüzgar, yıldırım, yağmur, deprem gibi etkilerle
tesadüf eseri birleşerek, bütün bir uçak maketi haline
gelmeyecektir. Üstelik bu örnekte uçağın tüm parçaları
önceden birbirine uyumlu olarak yapılmıştır. Buna rağmen
ne kadar beklenirse beklensin doğru parçaların yan yana
gelerek birbirine monte olması mümkün değildir. Bu tasarım
ancak, bilinçli bir varlığın parçaları biraraya getirmesi
ile gerçekleşir. Ama evrimcilere göre tesadüfler, bu
örneklerle kıyas olmayacak kadar mükemmel sistemler
kurabilmekte, hassas dengeler oluşturabilmektedir. Buradaki
mantık çöküntüsü son derece açıktır.
Canlıların her biri ayrı birer tasarım harikasıdır.
İleri sürülen evrim mekanizmaları ise, evrimcilerin
iddialarına hiçbir katkıda bulunmamaktadır. Bu mekanizmaların
ilki olan doğal seleksiyon, yaşadıkları ortamla uyum
içinde olan canlıların hayatta kaldığını, uyumsuz olanların
ise yok olduğunu öngörür. Evrimcilere göre bu bilinçsiz
eleme şekli, canlılara birbirinden kompleks organlar,
sistemler kazandırmaktadır; ama bu iddianın geçerli
hiçbir kanıtı ve bilimsel dayanağı yoktur. Gözlemler,
doğal seleksiyonun sadece uygun olmayan bireyleri ayıklamakta
işe yaradığını, canlılara yeni organlar ve sistemler
katmasının ise söz konusu olmadığını göstermektedir.
Ünlü biyolog D'Arcy Wentworth Thompson bunu şöyle özetlemektedir:
Doğal seleksiyonda gördüğümüz şey
yaratmak değil, yok etmek, budamak ve yangına sürüklemektir.2

Doğal seleksiyonun evrim teorisine kazandırdığı
hiçbir şey yoktur. Çünkü bu mekanizma, hiçbir
zaman bir türün genetik bilgisini zenginleştirip
geliştirmez. Hiçbir zaman bir türü bir başka türe
çevirmez. Çünkü doğal seleksiyonun bir bilinci
yoktur. Canlılar için neyin iyi, neyin kötü olduğunu
ayırt edecek bir akla da sahip değildir. Bu nedenle
doğal seleksiyon asla kompleks tasarımlara sahip
canlıların kökenini açıklamada kullanılabilecek
bir mekanizma değildir. |
Kısacası doğal seleksiyon ile yeni
bir türün ortaya çıkması mümkün değildir. Üstelik doğal
seleksiyonla seçim süreci, hem bilinçsizdir hem de canlıların
genetik bilgilerine bir katkısı olmaz. Yani doğal seleksiyonla
canlıda bir değişiklik meydana gelse de bu değişiklik
kendinden sonraki bireylere aktarılamaz. Genlere etki
eden tek doğal mekanizma mutasyondur. Mutasyonlar ise
canlıların genetik yapılarında meydana gelen hasarlardır
ve mutasyonların genetik bilgiye faydalı bir ekleme
yaptıkları hiçbir zaman gözlemlenmemiştir.3
Evrimcilerin doğal seleksiyon ve mutasyonlar yoluyla
evrimleşme iddiaları geçersizdir, çünkü;
1) Doğal seleksiyon geleceği görerek planlama yapamaz,
2) Mutasyonlar hiçbir zaman gelişme sağlayan bir "yarar"
oluşturmazlar.
New Mexico Üniversitesi'nden Profesör John O. Woller
mutasyonlarla gelişme iddiasının mantıksızlığına şöyle
değinmektedir:
Genel evrim için gerekli olan tesadüfi
dizayn ayarlamaları, mantıksal felaketlerdir.
Radyasyon, kopyalama hataları ya da önerilen diğer
kaynakların neden olduğu tesadüfi mutasyonlar çok
nadiren dizayn ayarlarını ortaya çıkarmaktadırlar,
daha gelişmiş mükemmel dizaynları ise hiçbir
zaman oluşturmazlar.4
Şöyle bir düşünelim... Kendiniz için bir ihtiyaç tespit
ettiniz: Örneğin vücudunuzda ısı algılayıcıları olduğunda
çok daha verimli bir hayat süreceğinize kanaat getirdiniz
ya da sizin için hayati bir önem taşıyacağını düşündüğünüz
başka bir organın varlığına ihtiyaç duydunuz... Bunu
vücudunuzda meydana getirebilir miydiniz? Vücudunuzdaki
diğer tüm organlarla koordine bir şekilde, şaşırmadan,
zamanlaması mükemmel şekilde, tam ihtiyacınız olduğunda
gerekli tedbirleri alarak sizi korumak, size faydalı
olmak için durmaksızın çalışan bir organ ya da sistem
oluşturabilir miydiniz? Sonra da bunu sizden sonraki
nesillere aktaracak gerekli genetik şifreleri hatasız
bir şekilde DNA'nıza kodlayabilir miydiniz?

Mutasyonların net etkisi, yukarıdaki kaplumbağa örneğindeki
gibi zararlıdır.
Mutasyonlar evrim teorisine hiçbir destek sağlamaz.
Çünkü:
- Mutasyonlar her zaman zararlıdır.
- Mutasyon sonucunda DNA'ya yeni bilgi eklenmez.
- Mutasyonun bir sonraki nesile aktarılabilmesi için,
mutlaka üreme hücrelerinde meydana gelmesi gerekir.
Mutasyonun sonuçları ancak ölüler, sakatlar ve hastalardır.
|
Bu, ne kadar isteseniz, ne kadar uğraşsanız da mümkün olmazdı.
Sizin gibi akıl ve şuur sahibi bir varlığın bunu başarması
mümkün değilken, şuursuz moleküller bunu nasıl başarabilir?
Dolayısıyla şuursuz moleküllerin hücreler inşa ettiklerini,
sonra da bunların genetik yapılarında tesadüf eseri kusursuz
düzenlemeler gerçekleştiğini iddia etmenin, hiçbir bilimsel
dayanağı yoktur.
Tüm bunların sonucu olarak, zaman içerisinde tesadüfi
sözde evrim mekanizmalarıyla bir canlının başta uçuş
yeteneği olmak üzere mükemmel özelliklere sahip bir
kuşa dönüşmesi, kuşun da yine farklı mükemmel özelliklere
sahip bir başka canlıya dönüşmesi mümkün değildir. Canlılardaki
çeşitlilik Allah'ın sonsuz ilminin, yaratma sanatının
delillerinden sadece biridir. Evrimciler ise bu gerçeği
kabul etmemek uğruna gerçek dışı izahlara saplanıp kalmaktadırlar.
Canlılığın kompleksliğinin giderek daha iyi anlaşıldığı
son 20 yıl içinde, evrim teorisinin savunduğu tesadüf
dogmasına tepki gösteren bilim adamlarının sayısı artmıştır.
Örneğin Yeni Zelanda'daki Otega Üniversitesi'nden moleküler
biyolog Michael Denton, evrim teorisinin çıkmazları
kendisine sorulduğunda, tesadüfi mutasyon iddialarını
şöyle eleştirmektedir:
Benim en ciddi itirazım mutasyonların
mahiyetiyle ilgili. Darwinizm evrim sürecinde seçilmiş
olan tüm mutasyonların ilk kez meydana geldiklerinde
tümüyle tesadüfi olduğu görüşüne dayanmaktadır. Mutasyonlar
tesadüfidir... İşte Darwinizm'in temel taşı budur.
Canlılardaki mutasyon girdisi her zaman olduğu gibi
tesadüfidir.
Darwinizm doğadaki tüm uyumlu yapıların ve tarih
boyunca var olan tüm organizmaların tümüyle başıboş
mutasyonların birikimiyle meydana geldiğini iddia
etmektedir. Bu iddia en küçük bir delili bulunmayan
dayanaksız bir düşüncedir...
İkinci problem ise doğada çok sayıda kompleks sistem
bulunduğu ve bu problem ne kadar itici olursa olsun
ve insanlar ne kadar bunu görmemeye çalışırsa çalışsın,
doğada bulunan çok sayıda ileri derecede kompleks
sistemin, küçük rastgele mutasyonların zaman içinde
birikmesiyle hiçbir şekilde oluşamayacağıdır.
Aslında çoğu zaman biyolojik literatürde bu sistemlerin
nasıl meydana geldiğini açıklayacak bir girişim bile
bulunmamaktadır. Klasik bir örnek kuşun akciğeridir
ve başkalarını da sayabilirim, fakat herkes kuşun
akciğerinin kendine has dolaşımla ilgili bir yapısı
olduğunu bilir. Herhangi gelişmiş bir canlının fizyolojisi
açısından bu kadar hayati olan bir organın bu şekilde
küçük bir dizi olayla olağanüstü biçimde değişikliğe
uğramasının imkansız olduğunu görmek için çok fazla
biyoloji bilgisine gerek yoktur. Bu bizim tekrar hasır
altı edemeyeceğimiz bir konudur. Çünkü temelde Darwin'in
söylediği gibi, eğer herhangi bir organın küçük aşamalarla
zaman içinde gelişmiş olamayacağı gösterilebilirse,
bu teori tümüyle geçersiz olacaktır.
Akla uygun düşünüldüğünde doğada buna benzer çok
sayıda örnek vardır.5
İşte Rabbiniz olan
Allah budur. ''ndan başka İlah yoktur. Herşeyin
Yaratıcı'sıdır, öyleyse O'na kulluk edin. O,
herşeyin üstünde bir vekildir.
(En'am Suresi, 102)
Hayvanlardaki herşey öylesine ince düşünülmüştür
ki, daha doğmadan ihtiyaçları olacak özel
organlarla donatılmışlardır. Bu canlıların
tesadüf eseri, daha önce görmedikleri bir
ortamla tam bir uyum içinde var olmaları mümkün
değildir. Canlıları sahip oldukları mükemmel
sistemlerle yaratan Yüce Rabbimiz Allah'tır.
|
1. Thomas E. Lovejoy, "Biodiversity:
What Is It?", Marjorie L. Reaka-Kudla, Don E. Wilson,
Edward O. Wilson (editörler), Biodiversity II, Joseph Henry
Press, Washington D.C., 1997, s. 7.
2. Lee M. Spetner, Not By Chance, Shattering The Modern Theory
of Evolution, The Judaica Press Inc., 1997, s. 175.
3. Michael Denton, "An Interview With Michael Denton,"
Access Research Network, Origins Research, cilt 15, no. 2,
20 Temmuz 1995; http://www.arn.org/docs/orpages/or152/
dent.htm 
4. John W. Oller, "A Theory In Crisis", Impact,
no. 180, Institute for Creation Research, Haziran 1988.
5. Michael Denton, "An Interview With Michael Denton,"
Access Research Network, Origins Research, cilt 15, no. 2,
20 Temmuz 1995; http://www.arn.org/docs/orpages/or152/
dent.htm 
|